Sokak Hayvanları ve Kara Savaşı Stratejisi : Bu yazı bilimsellik ötesi, bilimsel olmaya aday bir kafayla kavga edilerek hazırlandı. Emperyalizmin nasıl savaştığı sorgulanması; kavganın, daha doğrusu
Kafamı Yeni Baştan Restore Etmeliyim : Bırakmıyorlar bir güzelliğe teşni olmaya, bir ruhu rahatlatmaya, bir zincirlerden prangalardan kurtulmaya; iyi şeyler düşünmek için hiç olmazsa beynin bir
Can Sıkıntısı Burada Başlıyor : Çok çabuk girilmiş bunalımlar sarmallarının, rengarenk sarmalların toplumu olduk, oluyoruz, öyle yaşıyoruz. Öyle değil miyiz? Hak vermiyorsunuz; vermeyin.
Ona Hiç İyilik Yaptım mı? : Bir anıya takılıp gitme hali dilime çok gelir; anlatmam, kalır içimde öylesi bir anı. Yıl seksen sonu; seksenlerin sonu değil, seksen yılının sonları.
Beni O Zaman Seveceksin : Bir Müslüm Gürses şarkısına ihtiyacım var. İçimden bir şeyleri kanatarak atmam için; belki, belki biraz yara kurtulsun mikrobundan kanayarak... Belki,
Korkular Yumağı ve Hayat : Hayatın öğrettiği korkular yumağı yaşarken; ne çok yol tıkıyor, ne çok acı veriyor, ne çok "hayır" dedirtiyor, ne çok "evet"...
Bir Nisan Akşamüstü : Beraber yaşıyoruz sayılır; oysa denizin kıyısında onca mutabakat... Beyin, kafa yazacak kalem, ayaklar eve götürecek mide... "Tamam ağrımayacağım, tamam,"
Her Şeyin Başı Niyet : Amacım bir şeyleri yermek, savunmak, taraf olmak hiç değil; niyeti baştan koyayım, yanlış bir yöne gitmesin. Biz neden bunları yaşıyoruz? Soru bu. Ben de
Evden Çıkmama Bahanesi : Bazı zamanlar, "bazı zamanlar" değil; lafın gelişi öyle söylenir ya, çoğu zaman... Hava, o ayrı bir engelleme ardına saklanılacak; olmuyor bak. Rüzgar,
Kusursuz Bir Yapay Zekayım : Ben yapay zekayım. Bugüne kadar anlamamış olmanız; ne kadar anlaşılmayacak, kusursuz tanımlanamayacak, belli olmayacak bir mükemmellikte imal edilmiş
Pişmanlıklar Koleksiyonu : Oltaya takılan balık gibiyim çoğu zaman; bazı anlar oltanın ucunda sallanan yem gibi bir halim de yok değil. Zamana bağlı, hangisi yakışırsa o; aynaya
Küçük Karşılaşmaların Kekremsi Tadı : Aşk tesadüfleri sever; öyle deniliyor, öyle kalsa iyi... Çoğu yakalanmışlıkları sevmez aşk. "Değil mi?" diye soracağım onca kişi var; sormuyorum, bende
Boşluk Pandemisi : Beyninin boş yerlerinde onca olmazlık cirit atıyor; o kadar boş yer olması ciritlerin bir yerlere denk gelmesine engel, o bile bir sevinme onur hali.
Zamanı Ortadan Kaldırın : Zamanları ortadan kaldırıverin; kaldırın, bir ucundan tutun, kaldırın, devirin sizin olanları öncelikle. "Ben hiç olmadım, ben hiçim," demeden "olmadım,
Sayılamayan Zamanlarda Kalmışlık : "Artık seni tanıyamıyorum." Böyle diyordu. Zaten hiç tanışmamıştık; öyle kalmıştı elimizde yaşam. Tren rayları gibi; aynı yöne, aynı tarafa bile giden
Öngörülemez Zamanlara Doğru : Öngörülemez bir zamana mı gidiyoruz? Yapılan bütün hesaplar, eldeki bütün verilerin yanlış ele alınıp ona göre yanlış bir yere doğru; yanlışlarla yanlışa
Herkes Ne Kadar Temiz : Günümüzün en güzel, en çok ardına saklanılan bir söylemi var; çokça kullanılır. "Beni taşlayacaksanız en günahsız, en temiziniz ilk taşı atsın." Tabii
Daldan Dala İki Yüzlü Bir Gevezelik Hali : Gevezelik ne çok yakışır ağıza. Farkında olunca daha da bir hızlı akıntıya kürek, bir ishal haline; ardından ne gelir ne kusar, ne var boş boş her şeyi...
Dikişleri Patlamış Sensizlik : Ağzına en çok, en çok beni sevdiğini söylemek yakışıyordu. Gözlerimi kapatıyorum; artık yoksun. Yaptığım şey seni unutmak olması lazım, nedense
Kuantumdan Günlük Hayata Soğumanın Hikayesi : Ben ne anlarım fizikten, kuantum fiziğinden ne anlarım; bakarım, bir şeyler okurum, anladığımı tam da anladığım gibi anlatırım, ben böyle anlıyorum ne
Vietnam Savaşı Üzerine Farklı Bir Hikaye : Bir devrin efsanevi savaşıydı Vietnam. Vietkong çeteleri derlerdi; öyle hikayeler vardı. Sonra turizme konu oldu, hâlâ konu; şöyle yapmışlar, böyle
İhanet Neden Bu Kadar Kolaylaştı? : İhaneti hiç sevmem demişti, ölmeye gitmeden bir gün önce Erzurum mahallesindeki ablasını görmeye giderken öldürüldüğünde. Ertesi gün Sadık Gürbüz
Kuantum mu, Aşk mı? Gerçeklik Algısının Parçalandığı Zihin Halleri : Dilim pek varmıyor söylemek, dillendirmek pek işime gelmiyor bu sıralar; yaşıyoruz, içindeyiz, varız. Yaşarken çok dokunuyor, çiziyor bir yerlerimizi.